X
X

Ahmet Hakan: "Hiçbir zaman sağcı olmadım"

05.01.2012 Perşembe 15:26 (Güncellendi: 07.09.2016 - 12:39)

Abbas Güçlü ile Genç Bakış'ıın konuğu Ahmet Hakan'dı.

Abbas Güçlü ile Genç bakış 4 Ocak Çarşamba akşamı, Türkiye'nin en çok konuşulan gazetecilerinden Ahmet Hakan'ı ağırladı. Üniversite öğrencileri cesurca sordu, O içtenlikle yanıtladı. Programa damgasını vuran ise Ahmet Hakan'a yönelik değişim eleştirileri oldu.
 
PROGRAMDAN FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN!
 
İşte Genç Bakış'ın özeti; 
 
AK Parti'yle medyada normalleşme yaşandı
- 28 Şubat'tan önce Türkiye'de medya iki kutba bölünmüştü. Kutuplardan biri o zamanın Refah Partisi'ni savunan küçük bazı yayın organları ve diğeri onun dışında kalan devasa merkez medya. Ben kendimi hasbelkader o küçük medyanın içinde buldum. O zamanlar için durduğun yer dünya görüşüme de çok uygundu. AK Parti'nin iktidara gelmesiyle medyada bir normalleşme yaşandı. Artık herkes genel medya oldu. Ambargolar, akreditasyonlar kalktı. Ben de artık kendimi bir tarafın, bir grubun sözcüsü olmak yerine normal, ortalama, misyonu olmayan bir gazeteci olarak hissetmek istedim ve kendi konumumu buraya oturttum.  Mesleki açıdan bir dönüşüm söz konusuysa budur. Fikri açıdansa ben eskiden İslamın bir rejim haline dönüşebileceğine inanıyordum, artık buna inanmıyorum. Şu anda İslamın bir devlet düzeni olmayacağını düşünüyorum. 
 
Artık bütün medya onların bana ihtiyaçları yok
- O medya, o camia o zaman güçsüzdü, merkez medyanın zulmüne maruz kalıyorlardı. Ben o zaman oradaydım. Böyle bir arızalı durum ortadan kalktı, ben artık orada değilim. Çünkü artık bütün televizyonlar, gazeteler onların. Benim özel gayretime bir ihtiyaç yok. 
 
İnancım değil ideolojim değişti
- Benim inancım hiçbir zaman değişmedi, her zaman inançlı bir insanım. İdeolojim, dünya görüşüm değişti. Sadece ve sadece bulunduğum televizyon kanalından daha geniş bir medyaya geçmiş oldum. 
 
Hiçbir zaman sağcı olmadım
- İkincisi ben hayatım boyunca hiç sağcı olmadım. İmam Hatip'te okurken de olmadım, İlahiyat'ta okurken de,  Refah Partili'yken de. Sağcılık benim için bir Müslümanın uzak durması gereken biri ideolojidir. Şimdi bu AK Parti çıktı, muhafazakar, demokrat, sağcı filan oldu, bütün Müslümanlar kendilerini sağcılık gibi bir kategorinin içine sığdırıverdiler. 


Güç karşısında kalemimi satmıyorum
- Ben 28 Şubat döneminde de gazetecilik yaptım, hiç Çankaya Köşkü'ne çıkmadım, Erbakan hariç hiçbir başbakanla görüşmedim. Erbakan'ın uçağına da binmedim. Önemli olan güç karşısında gazetecinin nasıl durduğudur. Ben güç karşısında kalemimi satmıyorum, değiştirmiyorum. Güce göre değil benim durumum. Eğer kalemimi sattıysam şimdi Erdoğancı olmam gerekmez mi, Erdoğan çok güçlü  kalemimi ona satmam gerekmez mi? 

Ne AK Parti'liyim ve CHP'li
- AK Parti'li değilim CHP'li de değilim. Ama AK Parti ya da CHP düşmanı da değilim. Durduğum bir yer var, oradan eleştiriyorum. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler... Bu alanda kim iyi birşey söylerse övüyorum, kim kötü bir uygulama yaparsa eleştiriyorum. Ben kişisel olarak hep aynı partiyi, zihniyeti öven, hep aynı şeyleri düşünen bir yazar değilim. Ben hep aynı yerdeyim, karşımdakiler değişiyorlar. Zaten objektif olmak böyle birşey. 

Nişantaşılı olmak diye birşey yok
- Nişantaşılılığın hiçbir önemi, hiçbir anlamı yok. Son derece manasız bir tartışma bu. Benim değiştiğim tartışmaları yapılırken Nişantaşı'nda oturmam çok öne çıkarıldı. Ben de bunun üzerinde bununla dalga geçen yazılar yazdım sanki bu benim için çok önemliymiş gibi.  Fakat  Türkiye'de maalesef espiri gerçek sanıldığı için o benim üzerime yapışıp kaldı. Ben de gülüyorum, eğleniyorum bu söylenenlerle. Yoksa Nişantaşılılık diye birşey de yok.  
 
Ahmet Hakan gündeme dair de çok çarpıcı yorumlar yaptı;
 
Erdoğan kutsal bir şahıs değil
- Başbakanlar gazeteciler tarafından eleştirilmelidir. Biz Başbakan'ı her zaman översek ne olur? Kuzey Kore gibi oluruz. Memnum olur musunuz? Onlar gibi mi olalım? Bazen eleştireceğiz, bazen öveceğiz.  Demirel'i, Mesut Yılmaz'ı, Çiller'i eleştirmedik mi? Hepsini eleştirdik. Erdoğan da başbakanlardan bir başbakan kutsal bir şahıs değil.
 
- Başbakan'ın otoriter eğilimleri, tahammülsüzlüğü var mı var. Böyle eleştirelim. Ama Başbakan diktatör deyince iş sulanıyor. Böyle eleştirileri daha gerçekçi bir noktada tutmak gerekir. 
 
Görünmeyen baskılar var
- Türkiye'de Başbakan'ı eleştirince gözaltına alınmamak basın özgürlüğünün normu haline geldi. Halbuki otosansür diye birşey vardır, hissettirmeden yapılan baskılar vardır. Biz gazeteciler olarak tüm bu baskılarıdan kurtulalım, bunları hissetmeyelim istiyoruz. Bugün baskının çeşidi detaylandı, farklılaştı, görünmeyen baskılar devreye girdi. 
 
Milletvekilleri maaşları için değil kişilik sahibi olmadıkları için eleştirilmeli
- Ben milletvekili maaşları üzerinden yapılan muhalefeti pek benimsemiyorum. Türkiye'deki başka yapıları eleştiremediğimiz için, daha güçlü kişileri hedef alamadığımız için parlamentoyu hedef alıyoruz. Oysa milletvekilleri maaşlarını arttırdıkları için değil, sadece liderleri tarafından seçildikleri için, liderleri hangi tarafı işaret ettiyse oraya oy kullandıkları için, kişilik sahibi olamadıkları için eleştirilmeli. 
 
Hakan Şükür hayal kırıklığı yaşıyor
- Futbol şöhretlileri, magazin ünlüleri milletvekili olmayı bir marifet zannediyor. Milletvekili işlevinin ne olduğunu hiç araştırmamışlar, milletvekilliğinin sadece parmak kaldırmaktan ibaret bir iş olduğunu bilmiyorlar. Hakan Şükür de bence böyle bir iş yaptı. Bir hayal kırıklığı yaşadığını düşünüyorum. Demek ki Tayyip Erdoğan’ı çok seviyor olmak siyaset yapmak için tek neden olmamalı. 
 
Devlet halkı rahat bıraksın, ideoloji pompalamasın
- Mümtazer Türköne'nin Türk Tarih Kurumu'na atanmasını, bir Atatük düşmanı oraya nasıl atanır şeklinde yorumlamıyorum. Daha düne kadar devletin ideolojik aygıtlarına savaş açan Türköne bugün devletin ideolojik aygıtının tepesine getirilince sesi çıkmıyor. Problem bu bence. Bu ne iki yüzlülük?  Ayrıca ben devletin bu tür yüksek kurumlar eliyle ideoloji pompalamaması gerektiğini, halkımızı rahat bırakması gerektiğini düşünüyorum. Hiçbirimizin bu tür ideolojik aygıtlara ihtiyacı yok. 
 
Gazetecileri terörize eden bir ortam var
- Yeni medya düzeninde bir takım tipler türedi. Bu tipler; sıra sende, ondan sonra falancada, sonra filancada diyorlar. Eskiden böyle bir şeyi söylemek çok ayıptı, sen nasıl söylersin bu hapse atılacak diye  ayıplarlardı ama şimdi ayıplanmıyor herkes alışmış. Şimdilerde  gazeteciyi yargılamadan içeri atmak diye bir adet çıktı. Böyle olunca hepimizi tutuklayabilirler. Bunun karşısında mücadele etmenin ben suçsuzum, ben masumum demenin bir anlamı yok. Çünkü masum da olsan suçlu da olsan tutuklulukta birşey farketmiyor. Artık gazetecileri terörize eden bir ortam var.   
 
Yargıda resmi ideoloji gitti hükümet ideolojisi geldi
- Son dönemde yargıya duyulan güvenin azalmasına büyük ölçüde yargının siyasallaşması neden oldu. Yargı eskiden devlet ideolojisinin destekçisiydi, o ideolojiye aykırı gördüğü kişileri cezalandırıyordu. Şimdiyse resmi ideolojiden çıktı. Siyasi iktidar ve onun müttefiklerini rahatsız eden bir durum olduğunda yargının harekete geçtiğini görüyoruz. Yani resmi ideoloji gitti, yerine hükümet ideolojisi geldi. 
 
Hükümet polis marifetiyle gündem değiştiriyor
- Eskiden Özal bir lafıyla gündemi değiştirirdi. Şimdi gündemi polis ve yargı değiştiriyor. Her gün bir operasyon oluyor. Türkiye opreasyon cenneti oldu. Polisin de hükümete bağlı olduğunu düşünürsek hükümetimiz polis marifetiyle, operasyonlar yaparak gündemi değiştiriyor.
  
İşte "Ahmet Hakan değişti mi?"nin cevabı!
 

 
İşte Ahmet Hakan'ın Hakan Şükür yorumu!
 

ABBAS GÜÇLÜ İLE GENÇ BAKIŞ VİDEOLARI