X
X

"Bizim zenginimiz, hırsızımız olmayacak!"

06.01.2011 Thursday 14:27 (Güncellendi: 07.09.2016 - 12:39)

Genç Bakış dün gece Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'u ağırladı...

Abbas Güçlü ile Genç Bakış dün gece Halkın Sesi Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş'u ağırladı. Erbakan ile yaşadığı ihtilaf  ve Saadet Partisi'nden ayrılığı çok konuşılan Numan Kurtulmuş Kürt sorunu'ndan YÖK'e, Avrupa Birliği'nden, iktidarın ekonomi politikalarına kadar birçok konuda samimi açıklamalar yaptı.  Projelerini anlatırken sık sık AK Parti ile aralarındaki farklara dikkat çeken  Kurtulmuş AKP'ye katılmadığı için memnun olduğunu da dile getirdi.
İşte Galatasaray Üniversitesi'nden ekrana gelen Genç Bakış'ın geniş özeti;

PROGRAMI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN!

Prof. Dr. Numan Kurtulmuş - Halkın Sesi Partisi Genel Başkanı

Erbakan'a telefon ettim, ziyaret de edeceğim
- Erbakan'ı hastanede ziyaret etmedim ama telefon ettim. Ankara'ya gittiğimde de ziyaret edeceğim. Hayat sadece politikadan ibaret değil önemli olan insani ilişkilerin düzgün bir şekilde yürütülmesi.

Bir cemaatin değil 70 milyonun partisiyiz
- Biz sömürüye karşı, antiemperyalist, yerli, Türkiyeci bir partiyiz. Ama kapılarımız dünyaya kapalı değil, evrensel tüm değerlerin de peşindeyiz. Bir cemaatin, bir grubun değil 70 milyonun partisiyiz. 

AKP'ye katılmayarak doğru karar verdim
- Özellikle Ortadoğu'ya bakış, ekonomi politikaları, Avrupa Birliği ve bazı temel politikalarda en baştan itibaren bazı temel farklılıklarımız vardı. Bunlar başlangıçtan itibaren AK Parti  ile beraber olmamamızın en temel nedenleridir. Bu farklılıkları o zamanlar hissediyorduk ama 8 yıl sonra bunların böyle olduğu çok daha net görülüyor. AKP'ye katılmayarak doğru karar verdiğime inanıyorum.

Cemaatler, tarikatlar, siyasi partiler...
- HAS Parti 12 Eylül 2010'dan sonraki dönemin yeni kurulmuş tek partisidir.  Bölmeyen, kamplaştırmayan yeni bir siyaset dilini ortaya koyuyor. Bu çerçevede cemaatler, tarikatlar, siyasi partiler bütün bunların hepsini bir kısmı geleneksel bir kısmı da modern kurumlar olan varlıklar olarak görüyoruz ve hiçbirisinin millet egemenliğinin üzerinde olmamasını öngörüyoruz.

Başkaları gibi kenarda sıramızı beklemiyoruz
- Biz başkaları gibi şu anda AKP hükümeti var ama biz onlardan daha iyi işler yaparız diye sahne kenarında sıramızı beklemiyoruz. Biz bu milletten başka kimsenin dediğini yapmayız, Allah'tan başka da kimsenin önünde eğilmeyiz.

Bizim zenginimiz, hırsızımız olmayacak
- Baştan itibaren şu üç sözü veriyoruz; her vatandaşımızın özgürlüğünü sağlamak için mücadele ederiz, herkese adaletle hükmedilen bir sistemin oluşması için gayret sarfederiz ve herkesin refahtan adil pay alması için mücadele ederiz. Bütün vaatlerimiz bu üç temel eksen üzerindedir.
- Yapmayacağımız üç hususa da gelince; firavunlaşmayacağız, karunlaşmayacağız, benamlaşmayacağız... Yani iktidarı zulüm aracı haline getirmeyeceğiz, bizim partimizin zengini, hırsızı olmayacak, inançlarımızı politikanın yanlışlıkları için kullanmayacağız.  Bu söylediklerimiz konusunda değişmek yerine hiçbir makama gelmemeyi tercih ederim.

Saadet Partisi'nde ciddi adımlar atarken baskınlar yaşadık
- Saadet Partisi'nde iki yıl genel başkanlık yaptım. Partinin oylarını yüzde 1'lerden yüzde 5.5'e çıkardık. Ve bu oyların çok büyük bir kısmını milli görüş geleneğinden gelmeyen kitlelerden, yeni seçmenlerden aldık. Ciddi adımlar atıyorduk sonra tüm milletin gözüönünde önce kongre baskını, sonra iftar baskını gibi son derece çirkin bir takım saldırılarla maalesef ben ve arkadaşlarım partiyle yolumuzu ayırmak zorunda kaldık. Çünkü daha fazla orada, o tartışmaların içerisinde kalmanın Türkiye'ye bir faydası olmayacaktı. Dolayısıyla Halkın Sesi Partisi 1 Kasım'da yeni bir parti olarak yoluna başladı.

Hoca küçük, biz büyük demedim!
- Ben Erbakan hakkında; bu süreçlerde öyle oldu ki olgunluk anlamında sanki biz yaşça büyük, karşı taraf küçükmüş gibi davrandı dedim. Yoksa asla siyasal büyüklük anlamında değil. Böyle birşeyi değil sayın Erbakan için hiçkimse için söylemem. Biz daha olgun davrandık manasında bir sözdü.

Tahliyeler kamu vicdanını kanattı
- Tutukluluk sürelerini sınırlayan bu düzenlemedan sonra ortaya çıkan bu tablo çok açık bir öngörüsüzlüktür. Çok az kişiyi ilgilendiriyor olabilir ama birkaç kişiye bile ayrıcalıklı, adaletsiz davranıldığına geniş kitleler kanaat getirirse kamu vicdanı burada kanar. Bu son olay kamu vicdanını kanatmıştır.
- Adalet Bakanı'nın bu konuda söylediği "bilen bilmeyen herkes konuşuyor" sözünün üzerinde durmak lazım. Zaten esas sorun temel meselelerimizin parlamentoda çok açık şekilde konuşulamıyor olması. Türkiye'nin temel meseleleri milletten gizleniyor kaçırılıyor. Millet ancak 4 yılda bir oy veren bir mekanizmadan ibaret görülüyor. Mesela Füze Kalkanı, hatta bütçe bile parlamentoda doğru düzgün konuşulamadı.

Bazı vatandaşlar özde bazıları sözde
-  Özellikle 1961 ve 1982 Anayasası'yla ortaya konulmuş olan anayasal yapıda bazı vatandaşlar özde bazıları sözde olarak algılanıyor. Müslüman, sünni ve Türk etnisitesine bağlı olan ve devletin istediği kadar Müslümanlığı yaşayan bir kişi birinci sınıf vatandaş olarak görülüyor. Kendisini problemsiz ve sisteme entegre olmuş olarak görüyor. Dolayısıyla bu tanımlama gereği gayrimüslim vatandaşlarımızın, Alevi vatandaşlarımızın, Kürtlerin, diğerlerinin ve devletin tanımladığı şekilde değil kendi inandığı kadar Müslümanlığı yaşamak isteyen sünni çoğunluğun sorunları var. Tek tek bu grupların her birisinin sorunlarını alıp çözmek Türkiye'de sorunları karmaşık hale getiriyor. Yapılması gereken yeni bir anayasal reformla Türkiye'de herkesin özgürlüklerinin ve haklarının tanımlanması. Biz tüm bu sorunların çözümünü fevkalade önemli ve kolay görüyoruz. Bu çözümün aslı bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesinden geçiyor.

Türkiye hukuk devleti değil
 - Yapılan yargı reformu filan değil. Yargı reformu olması için mutlaka adaletin sağlanması, yargı sisteminin süratle çalışması gerek. Hakim başına düşen dosya sayısından, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına kadar Türkiye'nin gerçekten bir yargı reformuna ihtiyacı var.
- Halk diyor ki Türkiye'de bugün bir hukuk devleti yok kanun devleti var. Bu ülkede yaşayan 72 milyon vatandaşın hepsinin eşit ve özgür olduğu, kamuyla arasındaki sorunlarda da devletle eşit olduğu yapıya hukuk devleti derler. Böyle baktığınız zaman maalesef Türkiye'de hukuk devletinden bahsetmek zor.

Polisin müdahalesi çok sert
- Son zamanlardaki öğrenci olaylarında, Dolmabahçe'den beri gördüğümüz şey polisin son derece sert müdahalesidir. Hiçbir öğrenci böyle kötü muameleyi aşağılanmayı haketmiyor.

Alevilerin talepleri son derece basit
- İki yıldır Alevi çalıştayı yapılıyor. Ama elde var sıfır. Çünkü bu sorunu çözecek kararlılıkla işin üzerinde gidilmiyor. Alevi çoğunluğun talepleri son derece basit talepler. Cem evlerinin yasal statüye kavuşması lazım diyorlar. İki yol var. Birisi Diyanet İşleri Başkanlığı içerisinde bir yasal statüye kavuşturulabilir bir diğeri ise Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi ve Cemevleri şekline dönüştürülebilir.

Asla AB'ye tam üye olamayacağız
- Biz Avrupalı siyasetçilerle de konuşuyoruz. Biz de Avrupa da biliyor ki Türkiye hiçbir şart altında serbest dolaşımın verildiği tam üyeliği kazanamayacaktır. Avrupa'yı da asla kınamıyorum. Avrupa Birliği- Türkiye ilişkisinin son geldiği nokta o meşhur, zafer kazanmış komutanlar gibi Türkiye'ye dönülen 17 Aralık'tır. O uzun binlerce sayfanın  bir cümlelik özeti vardır; "Siz verdiğimiz bu ev ödevlerini tamamlamayı başarırsanız sizi içimize almayı konuşmaya başlamayı düşünebiliriz."

İrtica halkın ilgilendiği bir konu değil
- 2011 bütçesi kabul edildi. Ama bütçe süreçleri içersinde ne tartışılmış? CHP hep oylar AKP'ye giderse irtica gelir, cumhuriyet elden gider diyor. AKP de aman oylar bölünürse CHP gelir din elden gider diyor. Aslında ne din ne de cumhuriyet elden gidiyor. Böyle kamplaşmalar üzerinden yapılan siyaset aslında milletin esas gündemini örtmek için yapılan siyasettir.
- İrtica Türkiye'nin çok eski bir tartışması. Son 8 yıldır da devam ediyor. Ama halkın birebir ilgilendiği bir konu değil.

Din dersi seçmeli olsun
- Zorunlu din kültürü dersi olabilir. Kültür anlamında söylüyorum. Türkiye'deki alevi, sünni, herkesin ortak inanç değerlerini savunan, Müslümanlık ile ilgili kısmı ve diğer dinleri de kapsayan bir din dersinin bu ülkenin kültürü anlamında olması doğrudur. Ancak din eğitimi anlamında seçmeli olması ve bu konuda hiçkimsenin zorlanmaması gerek.

Demokratikleşme kendi adamlarını atamak değil
- İktidar partisinin bu kadar büyük gücüne rağmen, reformdan anladığı Yök'ün başından, Anayasa Mahkemesi'nin başından Ahmet'i alır bizim Mehmet'i koyarsak Yök iyileşir. Demokratikleşme bu kurum ve kuruluşlara kendi adamlarımızı atamak değil bunların milletin denetimine açılmasıdır. AK Parti ile en önemli farklarımızdan birisi de budur.

Bir yanda namuslu kitleler diğer yanda zadegan
- Eğer Türkiye'nin sorunlarını analiz etmek bakımından bir farklılaşma ortaya koyacaksak bir tarafta sistemin nimetlerinden istifade eden sayıları birkaç yüz bini, geçmeyen zadegan, seçkin, ekonomik ve siyasi elitler diğer tarafta alevi, sünni, dindar, az dindar, hiç dindar olmayanı, Türk'ü, Kürt'ü  ile farklı toplum kesimleri. Bir tarafta alınteriyle var olmak ayakta kalmak isteyen namuslu geniş kitleler diğer tarafta onların ensesinde boza pişiren zadegan.

Cumhurbaşkanı'nın görev süresi 5 yıl olmalı
- Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi referandumu doğru ve Türkiye için çok büyük bir adımdı. Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin de 5 yıl olması bize göre doğru olandır.

Sistemin adı demokrasi değil bürokratik oligarşi
- Türkiye'deki sistemin adı demokrasi filan değil bürokratik oligarşidir. Yani hiçbir hükümet, hiçbir parlamento olmasa bile işlerin yüzde 80'i bürokrasi tarafından yürütülüyor. Yani Yüksek Askeri Şura, Milli Güvenlik Kurulu,Yök ve 40 küsür tane ekonomik üst kurul gibi kurumlar.

Atıl, müdahaleci, devasa bir YÖK'e ihtiyaç yok
-  Yök'ü kaldıralım demiyoruz ama bugünkü yetkileriyle Yök'ün bulunması antidemokratiktir. Bugünkü gibi devasa bir Yök'e ihtiyaç yoktur. Bugünkü Yök atıl, fonksiyonsuz, müdahaleci bir kurumdur ve bu yapısıyla devam etmesi mümkün değildir.

Anayasa yapmak seçkinlerin işi mi?
- Anayasa değişikliği sürecinde biz Anayasa Meclisi kurulmasını teklif ettik. Millet iki turlu sistemle kendi temsilcilerini getirsin, bir kurucu meclis gibi Anayasa meclisi oluşsun. Milletin tüm kesimlerinin doğrudan katıldığı bir anayasa yapım süreci oluşsun.  Ama Türkiye'nin iktisadi ve siyasi elitleri bize yıllardır; " Ey millet  siz ne anlarsınız anayasa yapmaktan, bu seçkinlerin işidir." diyor.
- Bizim millete vaadimiz, milletin doğrudan işin içerisine girdiği bir yeni anayasa yapım süreci. Ama tek başına bu yetmez. Türkiye'de seçim sisteminin, Siyasi Partiler Yasası'nın, Meclis İç Tüzüğü'nün laf olsun, makyaj olsun diye değil gerçekten bireysel hak ve özgürlükler çerçevesinde değiştirildiği halkın doğrudan siyasete katılımına imkan sağlandığı bir siyasi yapıyı ortaya koymak. Bu bizim programımızın en önemli önceliğidir.

Tercih milletten yana yapılmadı
- Türkiye'de 2000 yılından beri devam eden ekonomik program tercihini milletten yana yapmamıştır. Derviş-Fisher dediğimiz ekonomi programı üretici kesimlerin gücünü azaltmış, emeği değersiz hale getirmiştir. CHP de AK Parti'nin bu ekonomi politikalarına kökten farklı yaklaşmak yerine ben bu programı sizden daha iyi izlerim diyor.  

Enflasyon düştü ama yaşam standartı yükseldi mi?
- Evet rakamsal olarak enflasyon düştü ama bir ekonomi sadece enflasyon rakamları ile değerlendirilmez. Enflasyon düştü diye yaşam tarzında bir iyileşme ortaya çıkıyor mu onu sormak lazım. 
 
 

 


 

ABBAS GÜÇLÜ ILE GENÇ BAKIŞ VİDEOLARI