X
X

Halil Şıvgın, Başkanlık Sistemini tartıştı!

25.12.2014 Thursday 16:43 (Güncellendi: 07.09.2016 - 12:39)

Turgut Özal döneminin en kuvvetli Başkanlık Sistemi savunucularından Eski Bakan Halil Şıvgın, Sabancı Üniversitesi öğrencilerinin sorularını cevapladı.

Son günlerin en çok tartışılan konusu Başkanlık Sistemi dün gece Abbas Güçlü ile Genç Bakış'ta tartışıldı. Turgut Özal döneminin en kuvvetli Başkanlık Sistemi savunucularından Eski Bakan Halil Şıvgın Sabancı Üniversitesi öğrencilerinin sorularını cevapladı. Özal'lı yıllardan Erdoğan'lı yıllara Başkanlık Sistemi nasıl bir yol izledi? İşte programdan satır başları:

BAŞKANLIK SİSTEMİ NASIL OLMALI?
- Bizim bahsettiğimiz Başkanlık Sistemi devlet başkanının halk tarafından iki tur ile seçildiği bir sistemdir.
- En az yüzde 50 oy almalıdır. Birinci turda yüzde 50 oyun üzerine çıkarsa birinci turda seçilmiş olur. Eğer birinci turda yüzde 50 oy alamazsa ikinci turda en çok oyu alan iki adayın katılarak bunlardan birinin yüzde 50 oy almasını sağlayan bir sistem.
- Anayasa'da değişiklik yapılması lazım.
- Başkanın görevlerinin tanımlanması lazım.
- Meclisin görev ve yetkilerinin yeniden düzenlenmesi lazım. Başkanlık sistemine geçiyoruz demek ile olmaz .
- Şuan yani parlamenter sistemde milletvekilleri genel başkana ters düşmeme politikası uygulamak zorundalar. Genel Merkezleri kabul ediyorsa milletvekilleri kabul eder. Başkanlık sistemi gelirse Tayyip Erdoğan’ın diktatör olacağından korkuyorlar. Sistemi iyi kurarsanız böyle bir şey olmaz.
- Benim başkanlık sistemim ile Ak Partinin Başkanlık Sistemi farklı. Mesela AK Parti Başkanın mecliste fesih yetkisi olsun diyor. Hayır olamaz. Başkan meclisi fesih edemez.
- Yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olmasını sağlamak lazım. Meclisten hükümet çıkartılma modeline son veriyorsunuz. Yasamayı yürütmeden ayırıyorsunuz. Yürütmeden başkan sorumlu olacak. Yürütme devam ederken mecliste yasama görevini yerine getirecek ve Başkanı denetleyecek.
- Birbirleriyle denge yani fren sistemini kuracaklar. Bizim halkımız çok partili siyasete geçildiğinden beri önüne ne zaman sandık konulursa hep doğru karar vermiştir. Halkın iradesine her zaman saygı duymak lazım. AK Partinin eleştirilecek yanları da var. Ama her yaptığı da yanlış değil ki. Muhalefetin de aynı şekilde. Medya özgürlüğü ve basın özgürlüğü çok önemli kanaatlerin olgunlaşmasında tarafsız ve bağımsız medyanın olması lazım. Bunun sistemini kurmak lazım. Araştırarak uygun olan sistemi hayata geçirmek lazım

AMERİKA’DA BAŞKANLIK SİSTEMİ
-Dünyada en iyi uygulama Amerika’da. Çift meclis var çünkü devletler bir araya geldiler, birleşik devletleri kurdular. Federal yapı ortaya çıktı.
- Her devlet kendisi bir defa kendi sistemi içinde seçiliyor. Valiyi seçiyorlar. Oradaki seçilen vali aslında federal devlet olmadan önceki başkanın yerinde. Başkan olmadığı için vali seçiyorlar.
- Bizde valinin seçilmemesi lazım, belediye başkanı seçilir. Vali devletin doğrudan doğruya atayacağı bir kişi olması lazım, devleti temsil edecek yetkidedir. Seçimin içine valide girecek olursa o zaman belediye başkanı ile vali çatışır.
- Bizde tek meclis olması lazım. Seçimde dar bölge iki tur seçim ile gelinmesi lazım.
- Başkanlık sisteminde bakanların milletvekili olmaması lazım. Milletvekillerinden bakan yapabilirsiniz o zaman milletvekilliğinden istifa etmesi lazım. İki görevin bağdaşmaması lazım. 

- Amerika’da bakanlar bir kurul oluşturmazlar. Onlar Başkan'ının sekreteridirler. Onlar başkana karşı sorumludurlar ve onu güçlendirirler. Meclise karşı sorumlu değillerdir. Meclisten onay almayı şart koşmuşlardır.
- Benim savunduğum sistem de başkan iki turlu, dar bölge milletvekilleri de tek çıkması lazım. Tek milletvekillerini seçmediğimiz takdirde milletvekilleri üzerinde partinin hegemonyası hakimiyeti başlıyor. O zaman milletvekili halkın temsilcisi olamıyor. İkincisi ne kadar dar bölge yapabilirsek o zaman seçilen kişi seçenleri tanıyor.
- Başkanlık sisteminin Amerika dışında uygulanamamasının sebebi halkın kültürü ile alakalı. Güney Amerika’da var. Onlara başkancı sistem dememiz lazım. Onlar doğrudan doğruya diktatörlüğü hedef almışlar.

ÖZAL’LI YILLARDAN ERDOĞAN’LI YILLARA BAŞKANLIK SİSTEMİ
-Biz Özal ile başkanlık sistemini konuştuk. 6 Kasım 1983 döneminde yüzde 45 oy alarak tek başımıza iktidara geldik. Bundan sonra 6 ay geçmeden belediye seçimi yaptık. Bu belediye seçiminde -en başarılı olduğumuz dönemde - yüzde 50’ye ulaşmamız gerekirken oyumuz yüzde 40’a geriledi. Her seçimde 5 puan kaybetsek bundan sonra yapılacak ilk milletvekilliği seçiminde yüzde 35’e, 30'a düşecek. Milletvekilliği seçiminde 25’e düşecek dedim. Buna düşersek koalisyon olacak. Koalisyonda istikrarı bozuyor. Bizim dönemden sonra koalisyon ile idare edildi. Eksi 9 kalkınma hızımız Ak Parti'ye devredilirken geldi. Türkiye koalisyon görmemeli, gelişme ve kalkınma hızını sağlayamaz. Siyasi istikrara ihtiyaç var.

- Mesela İngiltere’de Thatcer 20 yıla yakın devam etti. Almanya’da Kohl ’da 10 – 15 sene devam ettirdi. Japonya’da 30 sene liberal parti koalisyonu vardı. 30 yılda Japonya’yı Dünyanın en ünlü ülkelerinden biri haline getirdi. Bunlar şunu gösteriyor istikrar olmadan siyasi kalkınma olmuyor.
- Amerikalılar bu işi o kadar güzel yapmışlar ki; başkanın diktatörlüğe gitmesini önlemek açısından denge sistemi kurmuşlar. Başkan tek başına hakim olamıyor. Başkanın icraat yapabilmesi için kanuna ihtiyacı var. Kanunu meclis çıkarıyor. Mecliste bir icraat yapmak istediğinde onun kanunuda başkan onaylıyor.
- Özal’la bahsettiğim zaman, bana Cumhurbaşkanlığı olduğu bir dönemde başkanlıktan bahsedilmez dedi. Ama dar bölge önerime ise arkadaşlar itiraz ettiler. Bölge darlaştıkça seçilme şanslarının azaldığını düşünüyorlar. Aynı olayı şuan Ak Parti yaşıyor. Milletvekilleri itiraz ettikleri için gündemden çektiler.
Bizim buradaki amacımız yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olması ve denetimin olması. Yeni gelen iktidar bir önceki iktidarı denetleyebiliyor.

- Özal’ın Çankaya köşküne çıkmasını en çok arzu edenlerden birisiydim. Çankaya köşküne çıktığında ANAP istenilen seviyede çalışmadı. Biz orada tecrübesizlik yaşadık. Bunu şuanda AK Parti yaşamıyor. Ama Tayyip Erdoğan’ında, AK Parti’nin de yaşayacağı bir süreç gelecek. O süreç çok uzakta değil.

TÜRKİYE’DE BAŞKANLIK SİSTEMİ UYGULANABİLİR Mİ?
- Hem siyasi istikrarı hem de gelişmeyi sağlaması açısından başkanlık sistemi bizim yapımıza uygun bir yapı.
- Başkanlık sistemine girersek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gücü yarı yarıya daha azalacak. Ama Türkiye sağlıklı bir sisteme girecek ve gelişmenin önü açılacak. İstikrar sağlanacak, yeni yüzler gelecek siyasete.
-Türkiye’ye başkanlık sistemi gelirse parçalanmaz. Mevcut sistemle de Türkiye’yi parçalayabilirsiniz. PKK olayı bizim zamanımızda 1984’te başladı. Biz bir inceleme yaptık arkasında uluslararası güçler var Türkiye’yi sıkıştıracaklar,onu anladık. Özal Atatürk Barajının temelini attıktan sonra olay çıktı. Bu Türkiye’nin büyümesine engel olmak için önüne konulmuş bir setti. Çözmek için çok çalıştı. Ölmeden önce bile barışı çözmek için çalışmalar yaptı.Türkiye şuan tüm çevresi kuşatılmış durumda. Türkiye’nin ciddi açılımlara gitmesi lazım.

- Başkanlık sistemindeki mekanizmayı kurmazsanız Türkiye için felaket olur. Türk tipi Başkanlık sistemi kurabiliriz.
- Türkiye Üniter bir devlet, bu yapıyla oynarsak ülkeye büyük kötülük ederiz. Bu ülkenin kuruluş şekli üniter. Dar bölge iki turlu seçim sistemi olursa milletvekili güçlü olacak. Yöresinin, bölgesinin ihtiyacına yönelik teklifi verebilecek.

BARAJ KALDIRILMALI MI?
Başkanlık Sistemi gelirse baraj kendiliğinden kalkmış olacak. Ben Tansu Çiller döneminde bir teklifim vardı. Yüzde 1 oy alan bir partinin meclise 1 milletvekili getirebilmeli dedim. Yüzde 5 oy alan birinin 5 milletvekili ile meclise girmeli.

“CUMHURBAŞKANININ FRENLEMECİSİ YOK”
- Şu an Cumhurbaşkanımız hala başbakanmış gibi konuşuyor. Şuan bir adım geri çekilmesi lazım. Çalışıyor, çalışkanlığına diyecek bir şey yok. Bazı tepkilerinin frenlemesi lazım, yanında frenlemecisi yok. Mesela Özal’a doğru olan fikri samimiyetiniz ile anlattığınızda ikna olurdu.

“1950’DEN BU TARAFA ERDOĞAN'A KADAR PARTİSİNE HAKİM OLMUŞ HİÇBİR LİDER YOK”
- 1950’den bu tarafa partisine Erdoğan kadar hakim olmuş hiçbir lider yok. Ne Menderes, ne Demirel, ne Özal, ne Erbakan hakim olmadı. Ama Erdoğan bunu bedavadan yapmıyor. Günde neredeyse 20 saat çalışıyor. Ekibi var. Ama yeterli değil Erdoğan’a fikirlerini söyleyecek cesaretlerimi yok onu anlamıyorum. Aykırı fikir söyleyemiyorlar.

ÖZAL DÖNEMİNDE ÇÖZÜM SÜRECİ
- Özal döneminde önemli çalışmalar yapılmıştı. Abdullah Öcalan’a araya giren kişiler vasıtası ile diyalog kuruldu. Ve ateşkes sağlandı. Ateşkes sonrası Özal’ın kafasında bir af çıkarmak vardı. Şartlı salıverme bunlardan birisiydi. Ancak ölüm gerçekleşince bu gelişmedi.

“Özal’ı barışı sağlamamak adına öldürdüler' diye bir açıklama geldi”

Talabani ile teması vardı. Talabani, Şam’a Abdullah Öcalan ile görüşmeye gitti. Görüşme sonrası radyoda Özal’ın öldüğünü öğrenmiş ve tekrar geri dönmüş Öcalan ile görüşmeye. İlk açıklama oradan geldi. Özal’ı bu barışı sağlamamak adına öldürdüler diye bir açıklama geldi. Özal’ın ölümünün araştırılması gerektiğini söylemiştim. Ben kendim araştırma yaptım. Özal kriz geçirdiğinde doktoru köşkte yok. Özal için tahsis ettiğimiz içinde ameliyat bile yapılacak donanıma sahip olan ambulansı bile yoktu. Köşke en uzak hastane Gülhane hastanesi seçiliyor. Oradan Hacettepe’ye dönüyorlar. Gördüm ki ihmal var. Bu ihmallerde kasıt unsuru var mı, yok mu? Araştırılsın dedim. Semra Hanım ve oğlu Ahmet Özal zehirlendi dediler onun üzerine gidildi.

ÇÖZÜM SÜRECİ BAŞARILI OLACAK MI?
- Çözüm sürecinde AK Parti seçime kazanmaya endeksli, PKK da kendisini kurtarmaya endeksli.
- Benim gördüğüm büyük tehlike şu PKK silah mı istiyor, yoksa PKK silahlanıyor mu? PKK’nın arkasında otuza yakın devlet var. Onları bilmemiz ve görmemiz lazım. Direkt destekleyen var, yandan destekleyen var. İyi analiz etmeden, onlarla PKK arasındaki bağı çözmeden, koparmadan çözümün çok kolay geleceğine inanmıyorum.

"VAKIF ÜNİVERSİTELERİ'NİN ÖNÜNÜ ÖZAL AÇTI"
- Özal’dan üniversiteler para istiyorlar. Özal yetkililer ile toplantı yapıyor. Bakanlar kurulu geldi. Üniversitelerin harçlarını artıracağız. O dönem bakanımız itiraz etti. Özal o dönem bakanlar kurulundan o teklifi çıkaramadı. Üzüldü ve odasına çıktı. Bende yanına gittim. Dedim ki gelin bunu bir fırsata çevirelim. Özel üniversite kurmanın yolunu açacağız dedim. Parası olmayanın harcını devlet versin. Parası olanda versin harcını dedi. Belirli bir fon oluşur o fon ile de biz üniversitelere destek veririz. Bütçede normalde böyle bir kaynak yok. Özel üniversitelerin yolunu biz açmış olduk.

 

ABBAS GÜÇLÜ ILE GENÇ BAKIŞ VİDEOLARI