X
X

Senin kapını çalmayan namerttir!

(Güncellendi: 08.11.2016 - 16:15)

Şeref Meselesi 4. Bölümden özel anlar!..

NİHAT: Şimdilik ne iş yapıyorsanız, yapmaya devam edin.. İnşallah seni aramıza aldığımıza pişman olmayız!

YİĞİT: Yüzünüzü kara çıkarmayacağım..

NİHAT: Yiğit, aileye hoşgeldin!

SADULLAH: Yiğit'in burada ne işi var?

NİHAT: Çocuk artık bana çalışıyor! Genç, atak saygılı!

KÜBRA: Eğer benim kalbim bu kadar, heyecanla atacaksa, napalım, canım bir gün yanacaksa yansın!

DERYA: Ah Kübra ah!.. Aşk acısı ne bilmiyorsun; o yüzden, böyle şuursuzsun.. Zamanı gelince ben sana sorarım!

YİĞİT: Korkma!. Baban artık bana da dokunamaz, sana da dokunamaz!.. Saçının teline bile dokunsa dünyayı yakarım!..

SİBEL: Yavaş!.. Napıyosun ya!.

BORA: Napıyosun sen be!.. Bu nasıl araba kullanmak!..

YİĞİT: Yanlış yere park etmişsin!..

SİBEL: Emir!..

YİĞİT: Neden haber vermiyorsun geleceğini, karşılardık...

EMİR: Sürpriz yapayım dedim!..

EMİR: Yeni televizyon almışsın, araba da çekmişsin..Eyvallah, bunlar güzel şeyler de, hayırdır, nereden değirmenin suyu?

YİĞİT: Senin gibi, kuru maaşa talim etmiyoruz biz.. Serbest girişimciyiz!..

EMİR: Şu dışarıdaki kim?

YİĞİT: Sibel Hanım'ın yeni zengin sevgilisi!..

EMİR: Annecim nasılsın? Beni Hatırladın mı? Ben Emir!.. Oğlun!.. Sana çiçek getirdim, çok güzel değiller mi?

ZELİHA: Sen de çok güzelsin!..

EMİR: Sen en güzelisin!

ZELİHA: Tanımıyorum ben sizi!

YİĞİT: Ona bütün hayallerini geri vereceğiz!..

YİĞİT: Baba!.. Ailemizi bu hale getirenleri doğduklarına pişman edince;

YİĞİT: .. gelip alacağım bunu senden!.. O zamana kadar sende dursun!.. Sakla bunu benim için babacığım!..

EMİR: Babam... Ben sensiz bu hayatla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum baba.. Burada olsaydın ne derdin; ne, öğüt verirdin?

SİBEL: Konuşacağım da ne kadar dinler, ne anlar bilmiyorum yani?

DERYA: Bunda anlaşılmayacak bişey yok!.. Biri zengin, biri değil!..

SİBEL: Deryaaa!..

DERYA: Sen gül diye söylüyorum.. Olan olmuş artık!..

SİBEL: Üzerinde düşünmeden hızla yakınlaştık.. Acaba ikimizde hazır değilmiydik böyle bir ilişkiye!

EMİR: Şu senin Bora dediğin adam, hani, iş yemeği dediğin, sabahta herhalde iş kahvaltısından dönüyordunuz ha!..

SİBEL: Bak seni telefonda üzmek istemedim, zaten uzaktaydın!.. Bisürü derdin vardı.. Yüzyüzeyken konuşmak istedim!..

EMİR: Çok incesin!.. Biz gerçekten çok acele etmişiz Sibel!.. Biz hiç birbirimize göre değilmişiz!..

EMİR: Sen hiç yorma kendini, ben anladım!..

EMİR: Beni terk etti!..

YİĞİT: Ne? Seni terk mi etti!.. Vay şerefsiz.. Sen ağlıyor musun?

EMİR: Ama bitti!..

YİĞİT: Kime ihtiyacın var? Kimseye!.. Sen ve ben varız!.. Bitti!..

ÇARESİZİM: Seversin sevmez gel dersin gelmez; Bu acı bitmez çaresizim çaresiz; Gün gelir arkasından koşarsın bekle dersin; Bir kere dönüp bakmaz çaresizim çaresiz; Bir gün gelir aşk biter insafsızca terk eder; Bütün bunların ardından sadece gözyaşı kalır...

ÇARESİZİM: Beklerim gelmez haykırırım duymaz; Ağlarım bilmez çaresizim çaresiz; Ne yapsam bilmem ki arkasından gitsemmi; Sonun da ayrılık var çaresizim çaresiz; Bir gün gelir aşk biter insafsızca terk eder; Bütün bunların ardından sadece gözyaşı kalır..

ÇARESİZİM: Seversin sevmez gel dersin gelmez; Bu acı bitmez çaresizim çaresiz; Bir zamanlar ne mutluyduk; Gelecekten umutluyduk..

ÇARESİZİM: Gitti her taraf sessiz çaresizim çaresiz; Bir gün gelir aşk biter insafsızca terk eder; Bütün bunların ardından sadece gözyaşı kalır...

YİĞİT: Artık kendi işimizin patorun olduk!

EMİR: Bora Tunalı!.

METE: Emir, Bora Tunalı şu masadaki herif mi? Bak bakayım?

Bora ve Sibel yemek yiyor!..

METE: Hadi kalkalım, başka bir yere gidelim!..

EMİR: Neden, bu güzel yemekleri bırakıp hiç bir yere gitmem!..

BORA: Kalkalım babam burada, hayatıma burnunu sokmasını istemiyorum!

SİBEL: Yoo anlıyorum ben seni canım, modelim ya ben, yakıştırmayacak beni sana dimi!..

Yardım ister misin?

SİBEL: İstemem sağol!.. İşine bak sen..

YİĞİT: Anahtar yok, annen de yatmış!.. İstersen bizde kalabilirsin!..

SİBEL: (Anahtarı Yiğit'e gösterir!..) Emir geldi biraz toparlanırsın diye umuyordum ama..

YİĞİT: Bir kızdan ayrılmış, nerde sabah, orda akşam, yüzünü gören cennetlik.. Yani anlayacağın, benim ev müsait; seni, ağarlayabilirim!

SİBEL: Emir söylememiş mi Yiğit'e!..

Yiğit karşı evdeki Sibel'e bakmaktadır!

Yiğit karşı evdeki Sibel'e bakmaktadır!

Üvey babası Derya'nın odasına girmiştir!

Derya kendini korumak için eline geçirdiği ütüyü, üvey babasının kafasına vurur!

Üvey babası başından yaralanır!

Evden apar topar çıkan Derya yolda Emir'e rastlar!..

Emir Derya'yı evine götürür!..

DERYA: O adam yüzünden katil olmaktan çok korkuyorum!..

YİĞİT: Daha makul bir saat bulamadın mı gelecek?

EMİR: Yiğit, Derya'yı üvey babası taciz etmiş!..

YİĞİT: Ne?

YİĞİT: Aile içinde olan aile içinde kalır!

YİĞİT: Biz de ailedeniz, o zaman (Yiğit ve Emir Kadir'i dövmeye başlarlar!)

DERYA: Teşekkür ederim! Hayatımda ilk kez birileri benim için bişey yaptı!..

DERYA: Yılların intikamını aldınız!..

Derya'nın barda ki kargaşadan ayakkabısının topuğu kırılmıştır!..

Yiğit topuğu yerine oturtup, Derya'nın ayağına ayakkabıyı geçirir!..

SİBEL: Bizi koruduğun için teşekkürler, şaşırdım!.. Tabi bütün bunları beni etkilemek için yapmadıysan!

YİĞİT: Öyle olsaydı, şimdi seni öpüp arabama götürürdüm..

YİĞİT: İstersen sevgilini bekletme!

Yiğit ve ekibinin son işleri iyi gitmez.. İş anında baskına uğrarlar!..

Ender kaçmaya çalışırken vurulmuştur; ama, giydiği can yeleği hayatını kurtarmıştır!.. Nihat'ın adamları onları kurtarmıştır!

NİHAT: Size göz kulak oluyoruz!..

SADULLAH: Çaylaklara başlarda yardımcı olmak lazım; yoksa, ağızlarına yüzlerine bulaştırırlar işleri!

YİĞİT: Herkes detayları biliyor, ne güzel!..

SADULLAH: Demek ki neymiş Yiğit efendi: Senin daha kırk fırın ekmek yemen gerekiyormuş!

YİĞİT: Sen görürsün o "kırk fırın" ekmeği!..

YİĞİT: Senin kapını çalmayan namerttir lan!..

KÜBRA: Kulun köpeğin olayım, çık, babam uyanacak şimdi!..

YİĞİT: Gel şöyle!..

KÜBRA: Yiğit, nolur gidelim!.. (Yiğit ve Kübra öpüşürler!.)

KÜBRA: Yiğit, dur nolur!.. (Yiğit Kübra'yı yatağa yatırır!)

YİĞİT: Hep bu anı hayal ettim!..